6 Eylül 2013 Cuma

NASIL BÜYÜDÜ...

Sessizliğiyle haykırıyordu çocuğum. Görmemek imkansızdı....

Ne yazacağımı nerden başlayacağımı hiç bilemiyorum aslında ne kadar yazacağımı da. Ama bir tek şey biliyorum o da elimi hiç kaldırmayacağım.
Ne kadar uzun olursa o kadar iyi demiştiniz. Doğduğum zamandan başlayacağım. Şimdiye kadar bazen yüzeysel belki ama bazen çok derin olacak bazen gereksiz bazense çok önemli bilmiyorum ama gerçekten çok samimi olacak. Her şey inanın içimden geldiği gibi olacak. Yine dolandırıyorum galiba. Neyse artık bu kadar yeter başlıyorum.
88’in Ekim’iymiş doğduğumda. Annem, ben o zamanlar babaannemlerle hep beraberiz tabi. Babam beni gördüğünde ben dört aylıkmışım. Yani bir nevi ayrılıklarla doğmuşum. Dört ay… Onun için mi bilmem uzaklık beni pek fazla etkilemez. Özlemem pek fazla. ( Kardeşim bunun dışında tabi ) Çok sessizim, sakin, uysal, uslu bir çocukmuşum ben küçüklüğümde üzmezmişim annemi pek fazla. Benden bir yaş büyük halamın oğlu var. Çocukluğumuz beraber geçmiş. Yani oyun arkadaşı sorunu çekmemişim. Ama o zamandan başlamış hayatımın her safhasında benimle olan duygular. Hiç bir zaman en olmamak. Hep onu daha fazla sevmişler annemin anlattığına göre, hep bana kızmışlar, azarlamışlar. Ben bundan şikayetçi olmamışım ama annem çok üzülmüş o zamanlar. Neyse. Benim hafızam kuvvetli galiba biraz. Daha iki üç yaşımda yaşadığım olayları hatırlıyorum. Benim iki yaşımdan üç yaşıma kadar bir alışkanlığım varmış. Ben o zamanlar kül yerdim hatırlıyorum bunu. Sigaraların külleri sobadan dökülen küller… Annem  bir tek bunu bıraktırmak için çok uğraşmış herhalde. Dört yaşımda olmama rağmen çok da hatırlayamadığım belki de hatırlamamam gereken bazı olaylardan sonra babam annem ve ben babaannemlerden ayrıldı. O zamanlar tabi kendimize ait bir evimiz olmadığından köyde bir tanıdığın boş evine yerleştik. Babam köydeyken orada kalıyorduk, gemide ikense anneannemlere gidiyorduk. Tabi ben küçük dayım da orada olduğu için orada çok mutlu oluyordum. Bunun içindir mi bilmem anneannemleri hep daha çok sevdim. Ben yedi pardon altı yaşımdayken döndük köye geri ve artık kendi evimize. O yılın Eylül’ünde de ben okula başladım. Belki daha yedi yaşımda idim ama çalışmam gerekiyordu bunu biliyordum. Çalışmam gerekiyordu. Çünkü babamı yılda bir görüyordum. İnanın daha yedi aşımda bunu düşünüyordum. İşte şimdi bazılarının yaptıklarını çok çocuksu diye kızmam onların benim yedi yaşımda yaptıklarımı yapamamalarıdır.
Neyse çalıştım. Hep iyi idi. Daha da iyisi olması için çalıştım. Başardım bir nevi gerçekten başarılı oldum. Arkadaşlarım tarafından da çok seviliyordum. Çünkü bende onları gerçekten seviyordum.  Evet seviliyordum. Öğretmenlerim tarafından da seviliyordum. Ama çok da değil. Bilmiyorum belki de onlara kendimi sevdirecek şeyleri çok da yapmadığımdandır. Ya da beni bir olayda diğerlerinden başarılı diye ayırıp bana başka davranmaya çalıştıklarında onlarla tartışmaya girdiğimdendir. Çünkü suçluysan suçlusundur, doğru yaptıysan da doğrudur. Evet, çalışkandım başarılıydım. Ama bunu hiçbir zaman kullanmaya çalışmadım. Her zaman alçak gönüllü olmaya çalıştım. Sadece yalnız sevdiğim insanların sevgisini kazanmaya çalıştım. Sırf öğretmen diye  (okuldan örnek veriyorum ) bir kişinin sevgisini kazanmayı asla amaçlamadım. Çünkü böyle kazanılan sevgilerin hiçbir işime yaramayacağın daha önce anlamıştım.
Sekizinci sınıftaydım sonunda. Yeni gelen okul müdürü ve yeni gelen Türkçe öğretmenim sağ olsunlar bizi sınavlara hazırlamaya çalıştılar. En azından LGS ‘nin önemini bize kavrattılar. Evet LGS’nin önemini kavradım gerçekten. Ama pek de çalışmadım sınavlar için. Çünkü çok fazla zorluğunu görmüyordum. Neyse sınav sürecinde biz  İnebolu’da kursa gittik. Bu kursa iki kız iki de erkek gidiyorduk. Kursta bir deneme sınavı yaptılar. Bu denemede benle beraber kursa gelen iki kızdan biri ikinci biri dördüncü oldu. Bu sınavda ben de iyi hatırlıyorum sekizinci oldum. Pazartesi okul başladı. Törenden sonra bizim müdür çıkarttı iki kızı, milletin önüne durumu anlattı, millete onları alkışlattı. Bir de bana oradan ‘ senden de bekliyorum aynı başarıyı yaparsın artık ‘dedi alaylı bir şekilde. Ben belli etmedim ama bu çok koydu bana. Neyse kendini çok severdim bir İngilizce öğretmenimiz vardı bana geldi ve aldırmamamı söyledi yine çok samimi ve beni gerçekten diğerlerinden çok daha fazla seven bir matematik öğretmeni vardı
 O da bana ‘sen çok daha iyi olacaksın ‘dedi. Evet bir hafta sonra yapılan sınavda ben diğerlerinden çok daha iyi bir sonuç aldım dereceye de girdim ama bana onlara yaptığı gibi çıkarmadı törende.  Öyle yapması çok daha iyi oldu benim için. LGS geldi çattı. Sınav çok iyi idi benim için. Ama sonuçları gazeteden çıkarttık. Baktık millet uçmuş ben okulda beşinci falan oluyorum Daha sonuçları gelmeden sene sonu karneleri alırken müdür yine tip bir şekilde hangi okula gideceksin diye sordu. Kendimden emin bir şekilde .......... Lisesine dedim. Ama o yine alaylı ‘kazanabilecek misin bari?’ dedi. Ben sakin sakin evet demekle yetindim. Birkaç ay sonra sonuçlar açıklandığında benim gerçekten iyi olduğum okulda en iyi olduğum, İnebolu’da da en iyilerden olduğum ortaya çıktı. Gazetedeki sonuçlara bakarken ( ben uçmayı fazla sevmem) bir ben netimi doğru hesaplamışım. Geçenlerde ilköğretim okulun internet sitesine girdim. Onlar için  ne kadar önemsiz olduğumu bir kere daha anladım. Okuldan şimdiye kadar en yüksek puanı alan öğrenci olmama rağmen ismim oraya yanlış yazılmıştı. Okuldan ve kendimden ve diğerlerinden ve olanlardan biraz fazla bahsettim. Herhalde uzun süredir böylesine anlatacak birini arıyordum. Bunları sizinle daha sonra konuşmak isterim.  Çünkü yazmakta yetmedi bana bu sefer…
 Kastamonu’ya geldim en sonunda. Kastamonu’da yatılı kalaktım. Yatılı kalmaya çabuk alıştım.Ben önceden de yazmıştım ayrılıklara alışığım. Hentbol oynamaya başladım. Sevdiğim bir  şeyi yapmaya başlamıştım. Sonra hentbol kız takımında bir kızdan hoşlandım. Kızara bozara ben o kıza arkadaşlık teklif ettim. Kız beni reddetti. O zaman çok üzüldüm, ağladım. Ama sonra anladım zaten bana göre değilmiş. Biliyor musunuz bu olaydan sonra sezgilerim çok daha kuvvetlendi. Artık yüzüne baktığım an insandan dokuzuncu karakterini tahmin edebiliyorum.
Ben kendimi çok çirkin bulurdum eskiden.  Bu lise ikiye kadar böyle devam etti. Lise ikide bazı şeyleri fark ettim. Aynanın karşısına geçtim baktım. Hiç de çirkin değilmişim, hatta yakışıklı bile sayılırmışım. Lise iki benim için çok güzeldi. Derdim tasam azdı. Okul iyi idi, dershanede iyi idi, arkadaşlarla beraber birkaç kez şehir dışına gidip gezme fırsatı bulduk. Ama lise iki kötüydü de. Çünkü yalnız kaldım. Çok yalnız kaldım. Hem de o kalabalığın içinde yalnız kalmak çok üzdü beni. Bir şeyleri hep yanlış yapıyordum. Sanki herkes kaçıyordu benden. Yani hazırlıktayken,  9. sınıftayken herkes gelir ve belki de ilk bana açılırlar bana konuşurlardı. Dertlerini bana anlatırlardı. Bir derdim olduğunu hissettiklerinde gerçekten samimi olarak gelip sorarlardı. Yani bunlardan yoksun olmak beni üzdü, kırdı. Aslında kırgınlığım onlara olmadı. Ben kendime kızdım. Her zaman bir şeyleri yanlış yapıyorum. İnsanları hep kendimden kaçırıyorum diye.  Acaba öyle miydi gerçekten?  Yani bende miydi sorun? Yoksa onlarda mı?
Bu yıl pek güzel başlamadı aslında. Ama sonra güzelleşti. Sonra yine kötü ve şimdi sizin sayenizde gerçekten güzel.

Biraz dershaneden biraz da sizden bahsetmek istiyorum artık. Aslında ben lise ikide dershaneye gitmeyi hiç düşünmüyordum lise birdeyken. Dershaneler sınav yaptı. Çok kötü olmayan bir sonuç aldım ..... den. Beş altı arkadaş  geldik bir gün konuşmak için ve mümkün olursa anlaşmak için. bir ağbi vardı. Ve bir de ......  hoca vardı ben tarihçiyim dedi bize.  Benim kanım ısındı ona. TM’ci olacağız ya. İyi, Tarihçi iyi dedim.  Bu hoca girer inşallah dersimize. Sonra ilk gün siz geldiniz. Ben karakter okuyorum ya,  işte dedim bu hoca da böyle böyledir. Herhalde. Aslında pek de yanılmamışım. Bir yıl hatta bu yılın başında da bir süre Ayşegül Hoca iyidir, bizim için çok uğraşıyor, bizi seviyor… Ama gerçekten Ayşegül Hoca’ya bunları ve daha önce anlattıklarımı anlatırım hiçbir zaman olmadı. Fakat siz beni çağırdınız, benimle konuşmak istediniz. Benim yine aklıma bunlar yani bu kadarının olacağı gelmedi. Herhalde kötü gidiyorsun, çalışmıyorsun falan diyeceksiniz zannettim. Zaten size geldiğim zaman da kötü bir durumdaydım. İki gün sonra tekrar dershaneye geldim konuşmaya. İki gün sonra bir daha, iki gün sonra bir daha… ve baktım gerçekten Ayşegül Hoca başka bambaşka… Bir öğretmenden öte, çok öte. Ve ben Ayşegül Hoca’nın sevgisini kazanmaya çalışıyorum. O’nun sevgisini kazanmak için bazı şeyler yapıyorum. Çünkü lazım. O sevgi bana lazım. O’nun enerjisi, gücü… Şimdi bu kâğıdı yazmak bile beni mutlu ediyor. Tıpkı kardeşimle konuşurken gülümsemem gibi ya da Ayşegül Hocamın söylediğine göre bakışlarımın değiştiği gibi bilmiyorum. Acaba olmasaydınız siz, ben bu yıl mutlu olabilir miydim? Hocam iyi ki varsınız ve iyi ki bana değer veriyorsunuz ve bunu bana hissettiriyorsunuz. Sizi çok seviyorum.

Uzun süre görüştük. Sonra araya yollar, yıllar gird tekledikç. Çok zaman oldu haberim yok. Ama bilin ki da artık iş güç sahibi bir insan bir yetişkin... Hatta insanlarla ve iletişimle ilgili çalışıyor.  Evlendiğini duymuştum en son: belki çocukları bile var şimdi... Ama nerde ne yapıyor olursa olsun eminim elinden gelenin en iyisini yapıyordur...

2 yorum:

  1. Bir cocugun taa en derinlerine inebilmek ne kadar zor ve ne kadar önemlidir. Bunu basarmissiniz ve sunu biliyorum ki haberlessenizde haber alamasaniz da bu yaziyi yazan kisi omur boyu sizi unutmayacaktir emin olun. Ben unutmuyorum çünkü kendi hocalarimi.. sevgiyle kalin

    YanıtlaSil
  2. :)tıpkı benim de onu hep hatırlayacağım gibi... çok teşekkür ederim... sevgiyle....

    YanıtlaSil